20 Haziran 2019 Perşembe

PLİMSOL ÇİZGİSİ

İnsanların, toplumların, devletlerin ve sistemlerin hepsinin de sınırları vardır. Bu sınırlar aşıldığında; duruma göre insanlar önemli sorunlarla karşılaşır, toplumlar kaybeder, devletler yıpranır ve sistemler de çöker. 

Bireysel, toplumsal ve sistemsel düzeylerde, insanlık tarihi boyunca iyilik ve kötülük çatışması hep var olmuştur. İnsanlığın bunca deneyimine rağmen bütün dünyanın üzerinde anlaşabildiği bir toplum ve yönetim modeli henüz bulunamamıştır. Bulunan en iyi idare biçimi kuşkusuz demokrasidir ve demokratik rejimleri elbette istisna tutmak gerekir. Fakat, gelişmiş demokrasilerinde zaman zaman çıkmaza girdiği kaçınılmaz bir gerçektir. "Ehven-i şer" kavramı, demokrasiyi "kötünün iyisi" olarak tanımlamak üzere kullanılır. Gerçekten de totaliter sistemlere bakıldığında, insanlığın özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana temsili demokrasileri son durak olarak gördüğü söylenebilir. İnsanlığın bugüne kadarki deneyimleri de demokrasiden başka çözüm olmadığını göstermektedir. 

***
Winston Churchill'e atfedilen bir söz vardır: "Bir konuşma (yazı) hakkında hüküm vermek için kim söyledi, ne söyledi, nasıl söyledi sorularının yanıtlanması gerekir." Sözün kaynağı, içeriği ve söyleniş biçimi etkisini belirler. En önemli ve paha biçilmez gerçekleri ifade etmek herkesin yapabileceği bir iş değildir. Bu yüzden az çok kavramlara hakim olmak, söylenenlerin içeriğini bilmek önemlidir. "Ağzı olan konuşuyor" diye herkesin her konuda konuşmasını eleştiren bir deyiş var malum. Tarihsel olaylar ve kişiler hakkında yorum yapmak son derece zor. Sistemler hakkında da... En iyisi karşıt düşünceleri analitik bir yöntemle okumak her zaman. İnsanlığın bugüne kadar "iyi denilebilecek" bir yönetsel sistemi bulamaması ve kuramaması çok da anlaşılabilir bir durum değildir. Ama ne yazık ki, hakikat budur! Lenin, "tarih hepimizden daha kurnazdır" derken sanırım "tarih kendi doğrultusunda akar ve kişiler de onu yönlendirdiğini zannederek akan bu nehrin içerisinde çırpınır durur" demek istemişti.

***
Öngörüler genellikle yanlışlanıyor. "Tarihin kurnazlığı" da burada ortaya çıkıyor ve tarih (kader) kendi kurallarıyla bütün öngörüleri yıkabiliyor. Mesela, "sömürgecilik çöktükten sonra Batılı ülkelerin çökeceği" öngörüsü yanlış çıkmıştır. Tam aksine, Batı bütün dünyanın gözünün içine baktığı bir coğrafya olmuştur. 
John Strachey'e göre ilk imparatorluklar esir avlama şirketleridirler ve artık değer için sömürü düzeni geliştirmişlerdir. Kölelik, tarım devrimi sonrasında büyük işgücü gereksinimini karşılamak için ortaya çıkmıştır. 
Sömürgecilik, insanları zorla mutlu kılmaya çalışmak olarak da tanımlanmıştır. İngiltere'nin Hindistan'ı sömürmesi veya geliştirmesi (!) böyle bir durumdur. 
Sendikacılık, işçi hakları, sosyal güvenlik, örgütlenme özgürlüğü , düşünce ve ifade özürlüğü gibi temel haklar ve güvenceler dünyanın çeşitli yerlerindeki ağır emek sömürülerine karşı geliştirilen ve demokrasinin temel değerlerine dönüşen güvencelerdir. 
İnsanlık tarihinin evrimi, insan haklarının da gittikçe güçlenmesine ve insanların toplumsal ve yönetsel sistemde daha fazla söz sahibi olmasına yol açtı. Örneğin, demokratik katılımın en temel göstergesi olan oy kullanma hakkının genişlemesi oldukça uzun bir zaman almıştır. İngiltere'de 17. yüzyılda partileşme başlamasına karşın, kadınlara oy hakkı ancak 1918 seçimlerinde verilebilmiştir. Her şeye karşın, Batı demokrasilerinin başarısı küçümsenemez. Dünyanın geri kalanının durumu gözler önündedir. 
Yakın bir döneme kadar Sovyetler Birliği Batı demokrasileri karşısında "farklı bir sistemin" güvencesiydi, yıkıldı. Devletin aşırı büyümesi, insan haklarının partiye feda edilmesi, demokratik hakların kullanılamaması, Sovyetleri demokrasi dışı bir rejim yapmıştır ve insan doğasına aykırı bu yapı çökmüştür. 

***
19. yüzyılda gemilere suya batabilecekleri kadar yük almalarını belirleyen çizgiye Plimsol Çizgisi denmiştir. Nedeni ise, İngiliz Milletvekili Plimsol'ın çıkardığı bir yasadır. Devlet gemisinde de çizgi yukarıda kalırsa kurumlar ilerleyebilir ve yoluna devam eder. Devlet gemisinin yükü artırılır  ve çizgi suya batarsa demokrasi yol alamaz. Demokrasinin ve devletin yürümesi demokratik kurallara sıkı sıkıya bağlılık gerektirir. 
Yoksulluk, cehalet, ırkçılık, bölücülük, ayrımcılık, hukuksuzluk sorunlarını aşmış ülkelerde Plimsol Çizgisi (demokrasi çizgisi) yukarıdadır ve demokratik kurumlar işler. Diğerlerinde ise mutlakiyet rejimleri kader olur. En azından, tarihin söylediği budur. 

10 Haziran 2019 Pazartesi

UMUTSUZLUK SEMTİNE GİTME



İnsan, her yerde aynıdır;

Öyküsü değişmez, yolu değişmez.


Ve insanın yolları hep aynı duraklardan geçer…


Nerede harabeler varsa;

Orada hazineler için umut vardır...


Her insan acı çeker,
                        
Her insan ızdırabın semtine gider…


Ne olursa olsun, unutma ki;

                        Ne umutlar var, umutsuzluk semtine gitme;

Ne güneşler var, sakın ha karanlığa gitme… 
                                                                              Mevlana


1 Haziran 2019 Cumartesi

Birey, Toplum ve Devlet Üzerine

Siyasal düşünceler tarihi, bireyin toplum içindeki ve devlet karşısındaki konumunun tartışılması tarihidir. Bu düşüncelerin evrilmesi sonucunda, "ehven-i şer" (kötünün iyisi) olarak tanımlanan demokraside uzlaşılmıştır. Dünyanın tamamında olmasa da önemli bir kısmında demokrasi düşüncesi vazgeçilmezdir. Günümüzde de, demokrasinin geliştirilmesi üzerinde önemli düşünceler geliştirilmekte ve önerilerde bulunulmaktadır. Yapay zekanın ve iletişim teknolojilerinin zorladığı yeni bir demokrasi anlayışı dünyanın
gündemindedir. Ancak, bu yazıda çok kısa bir düşünce tarihi yolculuğu yapılmaktadır.

***
Bilimsel bakışın sağlıklı olanı, "siyah beyaz" değil de "gri" olandır. "Ya, ya da" diye kesin belirlemeler yerine "hem hem de" biçiminde bir analitik yaklaşım doğrulara daha kolay ulaştırabilecektir. Her şeye "siyah beyaz" değerlendirmesiyle bakmak hem birey için hem de toplumlar için felaket olabilmektedir. Karl Popper'in "Açık Toplum ve Düşmanları" isimli ünlü çalışması siyasal düşünceler tarihini bu açıdan analiz etmektedir.
Değişim ve statüko (olanı olduğu gibi korumak) milattan önceki düşünürlerin de en önemli tartışma konularından biriydi.

***
Herakleitos, ünlü deyişi "Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz" ile değişimin varlığın kaçınılmaz bir yasası olduğunu ısrarla vurgulamıştır. Hesiodos, "insanın zamanla hem beden hem de ruh açısından soysuzlaştığını" belirterek "değişime" karamsar bir anlam  da yüklemiştir. 
Antik Yunan ve Doğu düşüncesine göre, dünya eşyanın bir toplamıydı. Herakleitos'a göre "kozmos olsa olsa rastgele dağıtılmış bir çöp yığınıdır." Kaos kuramcılarına göre de, dağınıklık vardır, rastgelelik yoktur. Karmaşıklık içinde kusursuz bir düzen vardır. Yine Herakleitos, dünyanın "şeylerin toplamı" olduğu düşüncesine karşı çıkıyor ve dünya "bir süreç, değişim ve akıştır" diyor. Bütün süreçlerde bir ölçü, akıl, yasa ve hikmet vardır. Güneş varlık yasalarına itaat eder, insan da toplumsal yasalara. Güneş zamanı ayarlar ve mevsimleri düzenler. 
Sosyal statike karşı (durağanlık), sosyal dinamiki (hareketliliği) savunmuştur. Diyalektik düşüncenin savunucusudur. Karşıtlar bütünü tamamlar, sıcak soğuk, soğuk sıcak olabilir; genç yaşlanır, doğan ölür. İyi ve kötü birbirini tamamlar, hakikate ulaştırır. Hegel diyalektiğinin en önemli esin kaynağıdır. 

***
Platon, "devlet" konusunda çok önemli düşünceler geliştirmiştir. Ancak, gençlik dönemindeki düşüncelerin çoğunu olgunluk döneminde terk etmiştir. Herakleitos değişimi savunurken, Platon statükoyu savunmuştur. Platon'a göre değişmek bozulmak ve çürümektir. "Her çeşit adi ve çürüyen şeye karşılık çürümeyen yetkin bir varlık vardır. Formlar veya İdealar Kuramı bu anlayış üzerine geliştirilmiştir. Dünyada var olan herşey asıllarının birer gölgesi olmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. 
Siyaset bilimciliğinin yanında ilk toplumbilimcilerden biri olarak kabul edilen Platon değişimin kötülük olduğunu da söylemiştir. Değişim toplumsal çürüme ve bozulmaya neden olmaktadır. 
Farklı yönetim biçimlerini de tanımlama çabası içinde olmuştur: Timokrasi, şan ve ün arayan asillerin yönetimi; oligarşi zengin ailelerin yönetimi; demokrasi ise özgürlüğün yönetimidir. İdealar dünyası gökteki şehirlerin yansımasıdır. 
Faşizm çağrıştıran birçok önerisi olmuştur. Irkçı ve seçkinci düşüncelerin esin kaynağı olduğu da kabul edilmektedir. Çünkü, bekçilerin (muhafızlar, memurlar) saf ırk oluşturularak bunlardan seçilmesi gerektiğini savunmuştur. Ayrıca, bireyi topluma feda eden bir anlayışı da savunmuştur. Parça bütün içindir, birey toplum içindir. Toplumsal tabakalaşmayı savunmuş ve bunu madenlerle tanımlamıştır. Altın, gümüş, bakır gibi toplumsal kesimlerde ayrı tabakalarda ve oldukları yerde durmalıdır. 


***
Platon'un "yönetici nasıl olmalıdır" sorusuna verdiği yanıt, "bilge (filozof) krallar yönetmelidir. Ancak, Kant'ın buna itirazı vardır: "Kralların filozof, filozofların kral olması beklenemez. Çünkü, iktidara sahip olmak, aklın özgür yargılama yetisini kaçınılmaz biçimde azaltır. Bununla birlikte bir kralın bilgelerin sesini kısmaması ve onlara kamu önünde söz ve anlatım hakkı tanıması zorunludur."

***
Son söz:
"Demokrasi her şeyi çözümleyemez. Ancak, günümüzün ve geleceğin alternatifsiz siyasal sistemidir. Ortak aklın çalışmasına ve çeşitliliğe olanak verdiği için demokrasiden vaz geçilemez." 
John Strachey